|
|
|
Ağgül
Seni Cemekanda Görmüşler |
|
Ağgül'e varıp sorsalar; deseler
ki, "Söyle terk eder misin? Yıllardır yavuklu
bildiğin Mustafa'nı terk eder misin ?" Ne der acep
Ağgül. Terkederim dermi ki hiç seven sevdiğini terk
edermi? Ama töreler gelenekler ana babanın baskısı
koparıp götürür seveni sevdiğinden. Geride kalan
derdini türkülere döker. Türkülere sığınır, içini
türkülere boşaltır. Giden gittiğini bilir, içine
atar dertlenir kaygılanır o kadar.
Derler ki, Ağgül köyün varsıllarından Mürsel ağanın
kızıdır. Güzel mi güzel simsiyah saçlar, kestane
rengi gözler, salına salına yürüyüşü yürekleri
yakarmış. Köy gençlerinin gözü Ağgül’de ama kimse de
yan gözle bakamazmış. Nedeni de Mustafa. Herkes
sayar severmiş Mustafa 'yı. Yoksul bir ailenin
çocuğu olan Mustafa babası öldükten sonra evin bütün
sorumluluğunu yüklenmiş, anasını ele muhtaç
bırakmamış. Alnının teriyle geçimini sağlıyor. Bazen
zorlansa da yakınmıyor Mustafa. Ağgül'üne de
kavuşursa tasası kalmayacak. Gel gör ki, Ağgül'ün
babası verimkâr değil. "Mustafa kim oluyor ki bizden
kız isteyecek o ilkin karnını doyursun" diyormuş.
İyi hoş ama Ağgül öyle demiyor. "Bir lokma bir hırka
olsun yeter artığını istemem" diyor diyor ya
dinleyen kim. Babası tam bir şehirli düşkünüymüş
"Şehirli köylüden daha iyidir bizim Şefketgil şehre
gitti de eli yüzü açıldı temiz yiyor temiz
giyiniyorlar, benim kızım da şehirliye layık" diyor
da başka birşey demiyormuş. Onlar böyle diye dursun
Mustafa ile Ağgül sık sık buluşup akşam karanlığı
çöküp el ayak çekildi mi soluğu Ağgül'lerin
bahçesindeki ceviz ağacının altında alırlar ve
"Yarın son olsun kaçıp gidelim burdan" diye
kavilleşip ayrılırlarmış. Üç gün beş gün, üç ay beş
ay hep kavilleşiyorlar, hep yarına bırakıyorlarmış.
Sözün kısası altı ay geçiyor aradan.
Günlerden bir gün Mustafa yine gelip cevizin altında
beklemiş. Ay tepede, ay tepeyi aşıyor, ay kayboluyor
Ağgül yok ortada. Cevizin altında uyuyup kalıyor.
Mustafa, sabahın ilk ışıklarıyla uyanıyor; gördüğü
düşleri hayıra yormaya çalışıyor. Daha sonra kalkıp
köyün kahvesine gitmiş. Dalgın dalgın çayını içerken
çocukluk arkadaşı Zamir gelmiş kahveye. Varıp
Mustafa'nın yanına yavaştan "Seninkini akşam
vermişler lokumu dağıttılar elini çabuk tut kaçır
yoksa havanı alırsın" demiş. Mustafa ayıkmış birden
"Demek işin içinde iş varmış demek onun için
gelmemiş Ağgül" diye konuşmaya başlamış kendi
kendine. "Şehirden bir tanıdıklarının oğluna
vermişler. Keleşzadeler'in oğluymuş. Zengin
adamdırlar konakları dillere destan saray gibi.
Elini tez tut yoksa gitti gider Ağgül" deyince
yüreği bir ateş harmanına dönmüş Mustafa'nın. Yan
babam yan. Akşamı zor etmiş Mustafa. Hemen koşmuş
ceviz ağacının altına sabahı etmiş ertesi akşamı
etimiş yok. "Daha kaçgün oldu kavilleşeli ne çabuk
sözünden döndü" diye içi içini yemeye başlamış. Bir
yandan da umudunu yitirmiyor "Ağgül bensiz olmaz
döner gelir bir gün" deyip ceviz ağacına gidiyormuş
sık sık. Derken düğün günü gelip çatıyor
Keleşzadeler'in düğünü de şanına uygun davullar
çifter çifter, kazanlar kaynıyor. Düğün üç gün üç
gece sürmüş. Mustafa da daha fazla dayanamıyıp
köyden kaçıp dağlara gitmiş. Ama uzaklaşamıyor gözü
ceviz ağacındadır hep. Dönüp dolaşıp düğünün son
günü köye geri gelmiş. Ağgül’ü arabaya bindirmişler
araba ağır ağır yola düşmüş. Mustafa da köyün en
yüksek tepesi olan Kırlangıçtepe'ye tırmanmış. Şehre
inen yol ayaklar altında düğün alayını gözden
kaybolana dek seyretmiş. Mustafa artık kolu kanadı
kırık deli gibidir ne yapacağını bilemez. "Ben
Ağgül'süz nasıl yaşarım, ama döner bir gün mutlaka
kaçar gelir bana" deyip umutlanır. Günler günleri
eskitir, aylar ayları. Hiçbir haber yoktur. Tek
haber, arada şehre inenlerden yolu düşüp konağın
önünden geçenlerden gelirmiş. Ağgül'ü yüzünü cama
dayamış dalgın dalgın düşünürken görürlermiş.
Mustafa'yı da en son elinde bir ceviz fidanıyla
Kırlangıçtepe'ye tırmanırken görmüşler. Tepenin en
görünür yerine diker fidanı sonra da yanık sesiyle
bir türkü tutturmuş. O günden sonra kimse bilmez
Mustafa'ya ne olduğunu. Kimi Çukurova'ya yerleşti
der kimi ‘canına kıydı’ der. Ama Mustafa'nın son gün
söylediği türkü kimsenin dilinden düşmemiş. Köyün de
sınırlarını aşıp yankılanmış.
Kaynak:
Yaşar Özürküt
Öyküleriyle Türküler 1
İstanbul, 1999
|
|
|
|
|
|
|